inicio mail me! sindicaci;ón

tatil öncesi kilolardan silkinelim

gece gece, hafif uyku’nun bloguyla güneş doğdu hayatıma, kısaca bahsetmek gerekirse, lezzetsiz ama kalorili bir yiyecek(yiyecek bulmak zor düşünmeyin sıvı daha kolay) buluyorsunuz. ve günde bir kere, 100-400 kalori alcak şekilde onu tüketiyorsunuz.

dikkat edilmesi gereken şey şu, lezzeti olmamalı ki böylece beyin “aman ne lezzetsiz şey yiyorum ben yahu ögh midem kalktı valla, hemen doydum diyeyim ben şu adama da daha fazla yemek yemesin” diye mesaj gönderiyor..

bir diğer dikkat edilmesi gereken şey ise, bu lezzetsiz şeyi tüketmeden 1 saat evvel ve tükettikten bir saat sonra herhangi birşey yiyip içmemek lazım (su içilebiliyorsunuz ama),.. ayrıca bir kaç yerden baktım, bu işlemide 20dk ya da yarım saate yaymak iyi bir fikir gibi duruyormuş.

9 aralık itibariyle başlayacağım maceraya, bakalım 30 aralık’ta (3 hafta) ne kadar etkisini göstericek, hafif 2 haftada 2 ayda 8 kilo vermiş, ben 4-5 kiloya razıyım :)

bilahare haber veririm mutlaka..

Gravatar

hafif uyku said,

Aralık 9, 2006 @ 11:03

Haydi bol şans cemshid’ciğim. ve fakat bir düzeltme yapayım: iki haftada değil iki ayda verdim 8 kiloyu…

Gravatar

cemshid said,

Aralık 9, 2006 @ 12:30

tamam tamam, hatun gibi bende şaşırmışım 2 ay’mı 2 haftamı diye..

neyse bugün başladım, aç karnına içtim fındık yağı, korktuğum kadar bişi değilmiş, içimi baya kolay.. çabuk duygunluk seviyesine ulaştırdığını da hissediyorum hakikaten ama ilk günün psikolojik etkiside olabilir..

89 kg’den başladım, bakalım ne kadara inebilicez..

Gravatar

KENANDOGUS said,

Aralık 11, 2006 @ 11:09

Muhterem

önce boy ve kilo oranlarının tesbiti ile yazıya dalış yapıp , diyet mecburiyetinin vacibül vucudunu belirtmiş olsaydın.Eh bide biz gaza gelip , başlardık fındıkları bütün değilde yağı ile sindemeye..diye düşünüyorum.
sevgilerimle . AKEDO

Gravatar

bequemORG » günlerdenbirgün said,

Aralık 26, 2006 @ 11:25

[...] ben inedurayım, biri gelip kulağıma sonradan betül olduğunu anladığım bi şey dedi. evvet, şimdi de biri yolda yalpalayarak yürüdüğüm için iyice sokulup kibarca küfredecek. kahverengi kapşonumun içindeki kafamı kaldırıp karışımda kırmızı kapşonlu zeynebi ve o kocaman kahkahasını buldum. canım zep, mithat alam’ın oraya inene kadar bana farsça hocasıyla not pazarlığı etmenin püf noktalarını anlattı. başka şey anlattıysa da aklımda kalmadı, hehe. tabi ben oturduğum yerde, sözlü olanların yüzlerindeki kızarmayı, ellerindeki terlemeyi tahlil edip, ‘bu adamın karşısında bu hallere gireceğime paşa paşa finale girerim, hıh’ diye tribimi atarak sınıftan çıktım. arkadaşım kime bu havan, derdin nedir? kafamda kopşonum, onun üstünde de yağmur vardı. lila pausumu yiyip evdeki iç pilavı mideye indirmeyi düşlerken akbilciden koşa koşa gelen zep’le pastanenin yanına gelene kadar çene çaldık, lak lak yaptık, ben ona finallerden sonraki projemden, o da bana daha gerçekçi olmam gerektiğinden bahsetti. ne dersen artık. sonra murat geldi, daha sonra gitti ve ben üşüdüm, çok üşüdüm. ben evime gidip pilavla olan işimi hallettim, zeynep de evine gidip ne yaptı bilmiyorum. [...]

RSS feed for comments on this post · TrackBack URI

Yorum yapın