inicio mail me! sindicaci;ón

"Eylül, 2002" arşivi

minority report

son zamanların yorgunluğunu atmak için üzerimden, sabahın köründe kalkıp gittim sinemaya, “azınlık raporu” son zamanlarda izlediğim en güzel film çıktı. şaşırmamak lazım tabi steven spielberg olunca ama bir önceki filmi “AI – Yapay Zeka”yı gereğinden fazla uzun bulan birisi olarak, bu filminde sonuna doğru uyurum diye korkuyordum. uyumak ne kelime, göz bile kırpılmıyor yani o derece leziz.

filmin sonunda takıldığım bazı şeyler var ama daha zamanı değil, hele bi gidip izleyin, sonra anlamadığım yerleri soracağım.

bildirgeç & zirve 2003

çok özlemişim son derece sosyal ortamlarda bulunmayı. yan tarafta sitelerinin linklerini gördüğünüz arkadaşların çoğu ile geleneksel hale getirmeyi amaçladığımız (3.sü bu sene) toplantımızı yaptık. toplantı değil, zirve diyoruz biz. varın siz anlayın neler yaptığımızı.

herkes birazcık değişmiş, (ps: en çok stalker arkadaşımız değişmiş, favorileriyle, kısalttığı saçlarıyla hafif elvis havası vardı) gene de çok hoş sohbet geçti. pek sevimli insan aftermath, uğruna 3 yıl okuduğu okulunu bıraktığı grafik bölümüne girdiğinide öğrendiğimizde, keyften yenmeyecek lezizlikte oldu zirvemiz.

About a Boy

süper şeker şahsiyet beste hanımın “beleş bilet var olm gel işte sinemaya” nidalarına “hugh grant sever bir şahsiyet değilim” şeklinde yanıt vermiştim. noldu, geçen hafta boyunca pek çok kişiden film hakkında birsürü güzel şey duyunca paşa paşa verdik paramızı gittik (aslında para vermedim, kartım var benim ama hava atmıyorum şimdi valla kartım var.)

hugh grant’ten çok nicholas hoult isimli -filmde adı marcus- sevimli ingiliz veletini sevdim. gene de filmde hugh grantin boşgezerliği üzerine bir an aynaya bakıyormuşum gibi geldi (sevinç gösterisine çıkıcak olan dişi okuyucular için haberim var, hemen sevinmeyin hugh grant benden daha yakışıklı, ama fahişelerle oral sex yapmayı seviyor ).

bu hafta birsürü güzel film gösterime girecek, ama bu filmi izlemediyseniz, sanki yeniymişcesine gidebilirsiniz. sezonun en iyi “romantik desem değil, komedi desem değil” filmlerinden.

Otoban

6 şeritli otobanda, hayalimdeki kırmızı ışığa takılmış durumdayım. Devam etmek için yeşili görmem yeterli değil, kornaları duymalıyım.

365 günümüz onsuz geçti

10 Eylül tarihinde Taksim’deki intihar saldırısında yaralanan Avustralya’lı turist o bir çoğunuz için, bizim için fazlasıydı. 1 senemiz onsuz geçti. O günden bu güne hala kelimeler anlatamıyor bazı şeyleri.

O sebeple, 10 Eylül gecesi, O hala yaşam savaşı verirken yazdığım bir yazıyı ekleyeceğim aşağıya, ne yazıkki yazıyı yazdıktan 15 saat sonra kaybettik onu.

Amanda RIGG

Türk insanı ve yaşayış tarzını çabuk öğrenmek için her zaman otobüslerde yolculuk eder, az biraz Türkçe’siyle konuşmaya çalışırdı. Türkçesini ilerletmek için Taksim’de bir kursa bile yazıldı.

1 sene önce geldiği ve uzun süredir gerçekleştirdiği dünya turunun Türkiye ayağında tanıştığı Murat’la nişanlandı, Murat’ın ısrarı üzerine Grafikerlik eğitimi tamamlamak üzere Avustralya’ya döndü.

2 ay önce yeniden Türkiye’ye geldi. Bu sefer Murat’la beraber aşklarını doyasıya yaşamaya çalıştılar. Türkiye’de kalmaya karar verdi…

Türk insanı ve yaşayış tarzını çabuk öğrenmek için her zaman otobüslerde yolculuk eder, az biraz Türkçe’siyle konuşmaya çalışırdı. Türkçesini ilerletmek için Taksim’de bir kursa bile yazıldı.

10 Eylül günü kurs çıkışında, Gümüşsuyundan Taksime gitmek üzere yürümeye başladı, otobüse binip evine gelecekti. Murat’ın defalarca “Taksiye bin” laflarına kulaklarını tıkadı.

Psikopat’ın tekinin saçma ideolojik görüşleri uğruna yanında bir bomba patladı. 23 yaşına henüz giren bu yetenekli solak grafiker’in artık sol kolu yok, ben bu satırları yazarken akciğerinden ameliyat oluyor. Tam 6 saattir insanlarını çok sevdiği bu ülkenin, garip bürokrasisi ve bir o kadar garip(!) hastanelerinde yaşam mücadelesi veriyor.

Amanda RIGG henüz 23 yaşında, ve inşallah çok yakında benim akrabam olacak. Hayatımda gördüğüm en yetenekli insan olarak onunla konuştuğumuz gibi tasarım stüdyosu açacağız.

Amanda RIGG (23), Grafiker.. Yengem
03:09:02, 11 Eylül 2001

Yararlı konuşmalarla dolu akşam

çok yararlı konuşmalar gerçekleştirdim, zaten şimdiye kadar hayatıma pek katkıda bulunmuş kişilerle.

Cem’le hatunlar konusunda bir konuşma gerçekleştirdik pek eğlendiğimiz, sonuçta friends dizisinin ısrarla izlenilmesi gerektiği, her bişiyin orada anlatıldığı çıktı.

eugénie ile “oral seks ve hatun sorunu”na değindik. bu muhabbetin nereye vardığını katiyen söylemem eheh.

Friends – Episode 211

JOEY: It just seems so futile, you know ? All these women, and nothing. I feel like Superman without my powers, you know? I have the cape, and yet I cannot fly.

CHANDLER: Now you understand how I feel every single day. The whole world is my lesbian wedding.

Bad Company

çok güldüm chris rock’a. oldukça eğlenceli bir film, çok hızlı gelişiyor, biraz fazla uzun sürüyor ama komik baya baya. gidin yani.

Ailenin Yarısı

Yaklaşık 4 senedir annemle ikamet ediyorum İstanbul’da, ailenin kalan kısmı olan babam ise Eskişehir’de, yeni heyecanlar peşinde. Oldukça ironik bir şekilde, gitmeye cesaret edemediğim okulu kazanmak ve okumak için ayrı kaldığımızı düşünürdüm, oysa olası kalp kırılmalarının sayısını azaltmış ayrı kalmak.

Kendisi bu sene albay oldu, bu dünyada sevdiği şeylerden birisi olduğumun farkındayım, her ne kadar takdir ettiğim yönleri az olsa da, yaşımdan beklenmeyecek kadar eski kafalıyım bu konuda. Aileden birisi o. Çoğu zaman, annem gün geçtikçe ona benzediğimi söyler durur, geçen sene yaptığım bir kaç hata ile açıkcası bende böyle düşünüyordum, belki de bu kadar zor geçmesi bu senenin bu yüzden di belli bir oranda.

Haftasonu Eskişehir ziyareti, içinde ailemin olmadığı yeni yaşamında 3 günlüğüne de olsa bulunmak, bazı şeyleri görmemi sağladı, artık nasıl birisi olacağımı en azından olmam gerektiğini çok daha iyi biliyorum. Yaptığım yanlışları unutmadığım sürece, hergün daha iyi olacağım, en azından her gün biraz daha ozan olacağım.